Geri Dönüş    

A.Ü. Tıp Fakültesi
Prof.Dr. Recep Akdur, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Halk Sağlığı
"Sağlıkta Dönüşüm" ve "domuz gribi" konusunda çeşitli organlara verdiğim demeçler ilgi gördü. Orijinal metinleri aşağıda görebilirsiniz
   

HÜKÜMETİN HALKLA CİCİM AYI BİTTİ


Odatv olarak, son zamanlarda hükümetin yürüttüğü sağlık politikası ile ilgili gelişmeleri, ilaçların büyük marketlerde satılması ile kapanma noktasına gelecek olan eczaneleri ve tam gün yasasıyla kapanacak olan muayenehanelerin durumunu Ulusal Hekim Birliği Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur ile konuştuk.

Odatv: Hükümetin sağlık politikasında nereye gelindiğini özetleyebilir misiniz?

RA: Hükümet, pansız ve pramsız olarak başlattığı “Sağlıkta Dönüşüm Programın”da başarılı olabilmek için, halka, sağlık çalışanlarına, özellikle de muayenehane, eczane, sağlık merkezi, hastane gibi küçük işletme sahiplerine şirin görünmek için, 2003 yılından Haziran 2009’a kadar popülist bir politika izledi.
Programın başlangıcında, başta eczacılar ile muayenehane ve sağlık merkezi sahibi hekimler olmak üzere küçük işletme sahiplerine mavi boncuk dağıtan ve umut pompalayan hükümet, kandırmacada çok başarılı oldu.
Özel girişimcileri destekleyeceğini söyleyerek, özel eczanelerin, sağlık merkezleri ile küçük hastahanelerin ve hatta muayenehanelerin kapısını SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensuplarına açan; hizmet alanlar için de verenler için de, sağlık harcamalarının önündeki her türlü kontrolü ortadan kaldıran hükümet, eczacıların, küçük işyeri sahibi hekimlerin ve özellikle de halkın desteğini ve gücünü arkasına almada başarılı olmuştur.
Bu populist uygulamalar Hükümetin, yalnızca sağlıkta dönüşümde büyük kitlelerin desteğini ve gücünü arkasına alarak hızlı yol almasını sağlamakla kalmamış, seçimi kazanmasında da büyük bir rol oynamıştır.

Odatv: Peki bütün bunlar için yapılan harcamaların boyutu nedir?

RA: Aşırı populist uygulamalar nedeniyle harcamaların tavanına erken ulaşıldı. Yani kara erken göründü. ”Devletin malı deniz” uygulamasının da bir sınırı vardır. Bu sınır ise kamudan yapılacak harcamaların tavanına ulaşmaktır. Bu durumda bu harcamaları sürdürebilmenin tek yolu harcamaları kısmak ve tekrar halkın sırtına yüklemektir
Zaten Hükümetin uyguladığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın bir amacı ve  hedefi var. Bu da “sağlık harcamalarının tamamını halkın sırtına yüklemek ve sağlık sektörünün tamamını ulus ötesi sermayenin denetimine sokmaktır”. Bu hedefine ulaşmak için, örneğin bu amaçla çalışanların öz malı olan SSK hastanelerini ellerinden almak ve kapatabilmek için; kitlelerden gelecek yoğun direnci kırmak gerekir. Bunun yolu da aşırı populist uygulamalardan geçmektedir. Ancak bu uygulamaların güçlüğü de bu amaçla kamudan harcanacak kaynakların sınırlı olmasıdır.

Odatv:Hükümet bu populist uygulamalara devamdan ne zaman ve  neden vaz geçti  

RA: Haziran 2009’dan itibaren uygulamaya sokulan tüketimi kısıtlayıcı, harcamayı kontrol altına alıcı önlemler, Ekim 2009’dan itibaren başlanan ve gittikçe yükseltilen katkı payı ve fark uygulamaları ile harcamaların halkın sırtına yükleme uygulamalrına başlanması, Sağlıkta Dönüşüm Porgramının populist uygulama döneminin bittiğine işaret ediyor. “Bu süreç, halk ile olan cicim ayı sürecinin bittiğini ve saldırı dönemine geçildiğini de gösteriyor aynı zamanda. Aynı şekilde, ilaçların marketlerde satılması, tam gün yasası gibi uygulamalarda küçük işletmelerle olan cicim ayının da da Ocak 2010’da bittiğini gösteriyor.
Kaynak sınırlılığı nedeniyle populist uyulama dönemi sona erdi. Ermek zorunda idi. Yani  takke düştü, kel göründü. Kitleler olayın gerçek yüzünü görmeye başladı.

Hükümetin  gerçek hedefine ulaşabilmesi için, bundan sonra  çok hızlı ve saldırgan bir uygulamalar zincirini gerçekleştirmesi gerekiyor. 2010’un ilk altı ayı içinde Sağlıkta Dönüşüm’ün esas hedeflerinin gerçekleştirmesi gerekir. Çünkü kitlelerin işin bilincine varması çok yakın. Daha geç kalınması halinde, kitlelerin büyük direnci ile karşı karşıya kalacaklar. SGK sözleşmesi bahanesi ile eczacılar ile restleşmenin nedeni bu. Tam gün yasası ile hekimlerle restleşmenin arkasında yatan bu. Hükümet ortaklığı bozmak istiyor. Marketlerde ilaç satılması uygulaması ile eczaneler, tam gün ile muayenehaneler kapanacak, hastane kentleri ile ise küçük hastaneler yok edilecek. Kartellerin çalışanı olmayan eczacı, doktor ve diğer sağlık çalışanlarını zor günler bekliyor. Başta Tabipler Birliği ve Eczacılar Birliği olmak üzere sağlık meslek örgütleri yeni bir sınav kapısında.
Odatv.com

 

- MÜJDE H1N1 SALGINININ İKİNCİ DALGASI DA SONA ERDİ

-Yeni bir grip virüsü ortaya çıktığında salgınlarını dalgalar halinde yapıyor. Dalganın üçüncüsünün başlaması ile birlikte söz konusu  grip  mevsimsel grip statüsü kazanıyor. Her bir dalgasını  4- 6 ayda  tamamlayan salgınların en ağır dalgası genellikle ikincisi oluyor.   

- H1N1 birinci dalgasını Nisan 2009 başı ile ve Eylül 2009  ikinci yarısı  arasında tamamladı.  İkinci dalgasına Ekim 2009 sonuna doğru  başlayan H1N1, ikinci dalganın doruğuna Aralık 2009 ortasında ulaştı ve bu tarihten itibaren dünyanın birçok ülkesinde salgın sönüşe geçmeye başladı. İkinci dalganın 15 güne kadar  tamamen sönmesi bekleniyor. Gereksiz panik ve harcamalara gerek kalmadı.  Ocak 2010 sonuna doğru başlayacak olan üçüncü dalga ise mevsimsel grip statüsünde devam edecek. Aşı paniğine gerek kalmadı. Aksine tüm ülkelerde aşı fazlası var

-Bilindiği gibi H1N1 birinci özellikle de ikinci dalgası ile toplum çok korkutulmuş “domuz gribi yalan ve talanlarına” neden olmuştu. Gerek birinci dalganın ve gerekse ikinci dalganın analizleri konunun bazı çevrelerce  abartıldığını açık olarak göstermiştir. Milyonları öldüreceği söylenen H1N1, Aralık sonu itibari ile tüm dünyada 12220’ölüme neden olmuştur ki bu sayı her kış görülen mevsimsel gribin çok çok altındadır.

-Gerek dünyada ve gerekse Türkiye’de laboratuvar incelemesi yapılmadan,  tüm pnomoni ölümlerinin H1N1 ölümü  “domuz gribi”   ölümü sayılması  nedeniyle kesin sayılar bilnmiyor. Ancak bilindiği kadarı ile bile bu salgın dünyanın son yıllarda yaşadığı en hafif salgın olmuştur.

 - Bu son “domuz gribi”  örneğinde de olduğu gibi;  son yirmi yıldan beri Dünya Sağlık Örgütü’nün  salgın  senaryo ve öngörülerinin hemen tamamı  yanlış çıkmıştır.  Bu durum tüm ülkelerde  halkın ve bilim çevrelerinin Dünya Sağlık Örgütü’ne olan güvenini sarsmıştır. Domuz gribini getirmiş olduğu en büyük kayıp ta bu olmuştur.

Prof.Dr.Recep Akdur

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Dağlığı AD Öğretim üyesi


 

 

DOMUZ GRİBİNİN MALİYETİ 4.4 TRİLYON DOLAR


ANKARA - Selma Bıyıklı- Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana  Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, `Kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon dolara mal oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon dolara mal olacağı hesaplanıyor. Bu paniklerden bazı ülke ve firmalar büyük rantlar elde ederken diğer bir kısmı da büyük zarar görüyor` dedi.

Akdur, Dünya Sağlık Örgütü`nün 2010 kışı boyunca güney yarım kürede kullanılacak aşı için önerdiği iki seçenekten birinin, ``domuz gribi`` (H1N1) ve mevsimsel (H3N2) virüsleri ile influenza B virüsünden oluşan üçlü aşı, diğerinin de mevsimsel (H3N2) virüsü ile influenza B virüsünden oluşan ikili aşı olduğunu söyledi.

Firmaların 2010 için üçlü aşı üretmeleri halinde, halen piyasadaki ``domuz gribi`` aşısının yapılmasına gerek kalmayacağını anlatan Akdur, ikili aşı üretilmesi durumunda ise bu aşının yanında ``domuz gribi`` aşısının da uygulanması gerektiğini bildirdi. Akdur, şu görüşleri dile getirdi:

``Bütün bunlar değerlendirildiğinde, salgının birinci dalgasından elde edilen verilerden yola çıkılarak, domuz gribinin korkulan, korkulması gereken bir virüs olmadığının anlaşılmasına rağmen DSÖ, abartmaya ve korkutmaya devam etmiştir. DSÖ`nün, koruyuculuğu ve güvenliği konusunda tatminkar bilgiye sahip olunmayan tekli domuz gribi aşılarının klasik risk grupları dışındaki büyük kitlelere yapılmasını önermesi, Ocak 2010`dan itibaren üçlü aşı içinde domuz gribi virüsünü de bulundurma olanağı varken hala ikili aşı önererek bunun yanında ayrıca tekli domuz gribi aşısı yapılmasını tavsiye etmesi, örgütün, ulusları, özellikle de gelişmekte olan ulusların ekonomisinden daha çok şirket ekonomilerini düşündüğü kuşkusunu yaratmakta ve bu kuruma olan güveni sarsmaktadır.``

DSÖ`nün son yıllarda olayları ve grip pandemilerini iyi yönetemediğini savunan Akdur, örgütün ``domuz gribi`` ve aşısı ile ilgili uygulamalarının yalnızca Türkiye`de değil, tüm dünyada tartışıldığını, bunun da ötesinde şiddetle eleştirildiğini söyledi. Akdur, ``Başka bir ifadeyle tüm dünyada gerek DSÖ`ye gerekse aşı firmalarına karşı büyük bir güven bunalımı yaşanmaktadır. Bu yaşananların dünya ölçeğinde veya insanlığa en önemli faturası da DSÖ`ye olan güvenin yitirilmesidir`` dedi.

Geçmişte dünya genelinde yaşanan büyük salgınların DSÖ ve bilim çevrelerinde duyarlılığa yol açtığını, ülkelerin buna karşı plan ve hazırlık yapmasının yerinde olduğunu belirten Akdur, ``Ancak bu durum hem DSÖ`de hem de ülkelerde adeta `mehdi bekleme psikoloji` yarattı. Tanı konulan her yeni A grip virüsünün beklenen, ölümcül virüs olduğu ya da olabileceği söylenerek büyük panikler yaratıldı. DSÖ adeta yalancı çobana döndü`` ifadesini kullandı.

``Gerçekçi olmayan salgın panikleri dünyaya ve insanlığa çok pahalıya mal oluyor`` diyen Akdur, ``Kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon dolara mal oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon dolara mal olacağı hesaplanıyor. Bu paniklerden bazı ülke ve firmalar büyük rantlar elde ederken diğer bir kısmı da büyük zarar görüyor`` dedi.

TÜRKİYE AŞI ÜRETMELİ

Grip salgını konusunda Türkiye`nin aşı ve antiviral üretmemek, sağlık sorunlarına siyasi yaklaşmak ve krizleri iyi yönetememek gibi sorunları bulunduğunu savunan Akdur, 2010`da DSÖ`nün yeni bir virüs ilan etmesi halinde Türkiye`nin aşı ve antiviral bulamamak riskiyle karşı karşıya kalabileceğini ileri sürdü.

Aşı ve temel ilaçların stratejik maddeler olduğunu anlatan Akdur, bir salgın olasılığında ülkelerin önce kendi halkının gereksinimlerini karşılaması gerektiğini, bu maddeleri diğer ülkelere vermemesinin de doğal olduğunu söyledi. Akdur, ``Türkiye her şeyden önce bu çıkmazdan, yoksunluktan, aşı ve ilaç üretememek sorunundan kurtulmalıdır`` diye konuştu.

2003`de yapılan bir çalışmaya göre ülkede ihtiyaç duyulan aşıların tamamının Türkiye`de üretilmesi için 90 milyon ABD dolarına ihtiyaç duyulduğunu bildiren Akdur, bunun sürekli ertelendiğini, ancak gelinen noktada yalnızca bir yıl için ithal edilen aşılara yapılan harcamaların 1 milyar dolara yaklaştığını kaydetti.

Prof. Dr. Recep Akdur, kuş gribi salgınıyla birlikte aşı üretimine geçilmiş olsaydı Türkiye`nin mevcut sorunları yaşamayacağını savundu.

2010-01-09 AA http://www.aa.com.tr