Geri Dönüş    

A.Ü. Tıp Fakültesi
Prof.Dr. Recep Akdur, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Halk Sağlığı
 İzmir'de 18-19 Aralık 2010 Tarihinde yürütülen 1. Ulusal Tıp Günleri'nde sunduğm  sözel bildirinin Odatv'de yayınlanan biçimi çok igi çekti. Örneğini aşağıdan okumak olanaklı
   

 

 

         HASTALIKLARDAN VE SALGINLARDAN HANGİSİ SAHTE

 

İnsanların, grupların ve ulusların davranışlarını onların paradigması (algı, bilgi ve tutumları) belirler. Emperyalizm kendi paradigmasını oluşturuyor, oluşturmanın da ötesinde dayatıyor.  Özü sömürü, temel taşları ise ulus, devlet, sosyal dayanışma, laisizm ve demokrasi karşıtlığıdır. Emperyalizmin tüm çabası bu temel taşlar etrafında suç ve suçlu yaratmaktır. Türkiye uygulamaları bunun en son ve  açık örneklerinden biridir.

Ulus ve ulusal devlet emperyalist sömürünün önündeki en büyük engeldir. Ulus devletlerin yok edilmesi ise; ulusalcılığın en kötü suç, ulusalcıların da en acımasız suçlular olarak algılanması ile olanaklıdır. Devleti güçlü ise ulus da güçlüdür. Ulusun takatsiz bırakılması için, devletinin güç kaynaklarının tüketilmesi, organlarının ise etkisizleştirilmesi gerekir.

Sosyal dayanışma ve sosyal devlet ulusların harcıdır. Sosyal dayanışması güçlü uluslar kolay dağıtılamaz, alt edilemez ve boyunduruk altına alınamaz. Sosyal devletler kolay yıkılamaz. Bu nedenledir ki emperyalizm için solculuk,  sosyal demokratlık ya da sosyalistlik en büyük suçtur.

Laisizim olmadan demokrasi, demokrasi olmadan ulus ve ulusal devlet yaşayamaz. Bundan ötürü emperyalizm laisizm ve demokrasiden hiç hoşlanmaz.

Bu dayatmanın sağlık alanındaki uzantısı sahte hastalık ve salgınlardır. Sahte hastalık ve salgınlar; ulusların/kitlelerin artı değerine el koymanın, aynı zamanda da onları terörize etmenin en etkili yoludur. Ayrıca kitlelerin tepkilerini saptırarak, günah keçisi  (sağlık çalışanları) yaratmanın da yoludur. Sağlık çalışanları böyle bir paradigma yaratma uğraşının hem aracısı/emekçisi hem de hedefe yerleştirilmiş günah keçisidir.

Serbest piyasa serbest ve demokrat değildir.”Velev ki serbest ve demokrat olsun” sağlık mal ve hizmetleri serbest piyasaya uygun değildir. Çünkü sağlık mal ve hizmetlerinde üretenler ile tüketenler arasında derin bir bilgi eşitsizliği(asimetri) vardır. Klasik ekonomistler bu eşitsizliğin sağlık çalışanları ile halk /hastalar arasında olduğunu ileri sürerler. Oysaki bu eşitsizlik esasında teknoloji ve ilaç üretenler ile sağlık çalışanları arasındadır. Sağlık çalışanlarının gerek teknoloji ve gerekse ilaç konusundaki bilgisi tekellerin kendisine sunduğu bilgiler ile sınırlıdır. Bu bilgi yalnızca sınırlı değil aynı zamanda da yanlıdır.  Bundan ötürü de, sağlık mal ve hizmetleri pazarında gereksinimi/talebi tamamen üreticiler belirler. Sağlık çalışanlarının görevi ise, üreticiler tarafından yaratılmış olan bu talebin, yine üreticiler tarafından üretilen arzını halka ulaştırmaktan yani aracılık etmekten ibarettir.

Tüketicinin diğer tüketim mallarında hem aynı malın kalite/ fiyat dereceleri arasında (lüks ve pahalı bir araba yerine daha ucuz bir araba) hem de farklı türleri (muz yerine domates, mercan yerine hamsi gibi) arasında tercih yapma olanağı vardır. Oysa sağlık mal ve hizmetlerinde tüketicinin /hastanın bu olanağı yoktur. Daha kalitesiz/ ucuz mide ameliyatı ya da onun yerine apandisit ameliyatı, kanser ilacı yerine aspirin tercih edilemez. Bu nedenledir ki, sağlık mal ve hizmetlerinde, diğer tüketim ve hizmetlerde olduğu gibi talep esnekliği yoktur.  

Sağlık mal ve hizmetleri tüketimine belirsizlik egemendir. Ne zaman gereksinim olacağı (ne zaman hastalanılacağı ne zaman kaza geçirileceği) ve bu durumda hastanede ne kadar kalınacağı ne kadar ilaç tüketileceği önceden kestirilemez. Ayrıca sağlık tüketiminin dışsallık özelliği vardır.  Bir kişinin tükettiği kahve yalnızca ona yarar ve haz verir. Bu nedenle de ederini yalnızca kahveyi içenin ödemesi çok doğaldır. Buna karşılık bir kişinin tükettiği sağlık mal ve hizmetlerinin diğer kişilere de yararı vardır (aşı olan ya da bulaşıcı hastalığını tedavi ettiren kişinin diğer kişileri de söz konusu hastalıktan koruması gibi). Bundan ötürü de bu tüketimden yarar sağlayanların da tüketimin getirdiği harcamaya katılması gerekir.

Sağlık mal ve hizmetlerinde tekelleşme özelliği vardır. Nitekim günümüzde sağlık sektöründeki pazarı elinde tutan büyük firma sayısı yalnızca 20 kadardır-. Buna karşılık, esas müşterisi/satın alan kamudur.  Sağlık mal ve hizmet tüketiminin %80’i kamu tarafından satın alınmaktadır. Bu durum bir yandan kamudan sağlık tekellerine fon aktarmaya neden olurken öte yandan da her türlü yolsuzluklar için bir örtü (kamuflaj) oluşturmaktadır. Bu özellik nedeniyle sağlık hizmetlerinde yalnızca hizmetlerin           (hastane ve polikliniklerin) devlet eli ile yürütülmesini istemek tekellere hizmet etmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Sağlık hizmetlerinde devletçilliği ya da kamuyu savunmak ancak ve ancak sektörün tümüyle (teknoloji, ilaç ve hizmet) kamulaştırılmasını savunmak ile olur.

Sayılan bütün bu özelliklerinden dolayı sağlık sektörü serbest piyasaya uygun değildir. Buna karşın sağlık sektörü özellikle de teknoloji ve ilaç üretimi tamamen serbest piyasaya/tekellere teslim edilmiştir. Tekeller ise sahte hastalık ve salgınlardan beslenmektedir. Ekonomik terminoloji ile sahte hastalık ve salgınlar yolu ile karını maksimze etmeye çalışmaktadır.

Dünya gelirini paylaşımda en büyük payı alan sektörlerden biri sağlık sektörüdür. İnsanlığın bir yılda ürettiği değer çeşitli hesaplama türlerine göre 45 ile 70 trilyon ABD Doları arasında değişmektedir. Bunun ortalama dört trilyon Doları (iki trilyon teknoloji, bir trilyon ilaç, bir trilyon hizmet) sağlık sektörüne harcanmaktadır. Başka bir söylemle paylaşım dengesi içinde, sağlık sektörü yıllık gelirden ortalama %8.5’lik bir pay almaktadır. Bu çok büyük bir miktardır. Oluşan paylaşım dengesine karşın, bu payı daha da büyütmenin yolu ise yeni hastalık ve salgın yaratmaktan geçmektedir.  Nitekim bu gelire kuş gribi nedeni ile 2007 yılında 2.2 trilyon dolar (toplamı 6.2 triyon Dolar) 2009 yılında ise domuz gribi nedeniyle 4.4 trilyon Dolarlık (toplam 8.4 trilyon Dolar)  bir ekleme yapılmıştır. Yani 2009 yılında sağlık sektörü dünya gelirinden  %15 den daha büyük bir pay almıştır. Bu çok büyük ve önemli bir miktardır. Bunun için her şey mübahtır. Silah sektörünün yıllık payı bir trilyon Dolardır. Sektör bu payını koruyabilmek için sürekli savaşlar ve çatışmalar yaratmakta ve bu çatışmalarda her yıl ortalama 300.000 insan ölmektedir. Sağlıkta sahte hastalık veya sahte salgın yaratılmış, çok mu? Diğer sektöler böyle bir iş yapsa hemen haksız rekabet yaptığı gerekçesi ile üzerine gidilir. Sağlık sektörünün üzerine gidilememesinin nedeni sektörler arasındaki bilgi eşitsizliğidir. Bu hastalık va salgınların sahte olduğunu olayın bir haksız rekabet olduğunu kimse anlayamıyor. Anladığında da iş işten geçmiş oluyor.

Sahte  hastalık ve salgın yaratmanın yollarından biri yeni hastalıklar tanımlamaktır. Örneğin; insanların doğal yaşlanma süreçlerinin sonuçları olan erektil işlev bozukluğu, yaşlı dikkat eksikliği, osteoporoz gibi olaylar yeni bir hastalık imiş gibi tanımlanıp algılatılıyor. Sonra da bunlar için bir çok tedavi ve ilaç öneriliyor. Bunun bir başka yolu zaten yıllardır sürüp giden hastalık grubunun içinden birini çekerek özel bir adla adlandırmak ve yeni bir hastalık gibi algılatmaktır. SARS bunun en tipik örneğidir. Yıllardır ve her yıl milyona yakın insan solunum yolu enfeksiyonlarından ölüyordu.  Buna neden olan etkenlerin içinde olan eskisen beri görülen korona virüsle oluşanı çekildi ve SARS olarak adlandırıldı. Bunun etrafında büyük bir panik yaratıldı. Oysaki milyonlarca solumun yolu enfeksiyonundan yalnızca 9000 kadarı korona virüsle meydana gelmişti ve bir milyona yakın ölüm içinde yalnızca 300 kadarı bu virüslerin neden olduğu hastalıktan ölmüştü. Ama yaratılan fırtına milyonlarca dolarlık harcanmaya neden olmakla kalmadı başta Çin olak üzere birçok ülkenin ekonomsini de alt üst etti.

Sahte hastalık ve salgın yaratmanın başka bir yolu bilinen hastalıkların tanımı / kapsamı, risk grubunu ya da laboratuvar testleri ile oynamaktır. Kolesterolün veya kan basıncının normal değerleri ile oynamak bir gecede milyonlarca yeni hastanın ortaya çıkmasına neden olur. Risk grubunu 40 yaşından 25 yaşına indirmek milyonlarca ilaç kullanıcı yaratır. Agresif pazarlama yöntemleri ile bundan da kötüsü insanları ve toplumu korkutarak insanların bunlara inanması sağlanır.

Tekeller yönü firmalara dönük sağlık personeli yaratmak için her türlü yol ve yönteme başvuruyor, özellikle de parasal değeri olan reklam kampanyaları düzenleniyor. Daha da kötüsü hekim ve eczacıyı devre dışı bırakan yöntemler geliştiriliyor. Önce eczacılara reçetesiz ilaç satışı yaptırarak hekimler devre dışı bırakılıyor sonra da ilaçları marketlerde satarak her ikisi birden devre dışı bırakılıyor. Böylece sağlık personelinin tüketim frenlemesi önlenmiş oluyor.

İnsanlık tarihi ve belleği çok ağır bedeller ödenmiş olan salgınlarla doludur. Bu nedenle insanlarda bir salgın korkusu vardır. Tekeller bu korkuyu salgın beklentisine dönüştürdü ve istediği zaman kullanıyor. Yarattıkları karmaşık ve ayrıntılı bilgiden önce sağlık çalışanlarını sonra da halkı ve yoksun bırakıyorlar. Bu da halkın korku ve beklentilerinin suistimal edilmesine neden olmaktadır. Bu suistimale bilgi yoksunu  sağlık çalışanları aracılık etmektedir.

Sağlık mal ve hizmetlerini üreten tekeller ekonomik anlamda altın yıllarını yaşamalarına ve dünya gelirinden en yüksek payı alan sektör olmasına karşın, karlarını/ gelirlerini maksimize etmeye/hırsına bir sınır koyamamaktadır. Bu kendi ticari anlayışları açısından son derce normal ve ahlakidir.  Doymayan bu hırsın günah keçisi mevkine başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanları oturtulmuştur. Bütün tepkiler sağlık çalışanlarına yöneltilmiş ve hiç kimsenin aklına tekeller ve onların haksız rekabet  yöntemleri gelmiyor ise bu hırslarına niye sınır koysunlar ki?

Bunu önlemek bu oyunu bozmak sağlık çalışanlarının önünde duran bir görevdir. Sağlık çalışanları; mesleğine sahip çıkmalı. Her şeyden önce bilgi açıklarını gidermeliler. Tekeller tarafından verilenle yetinilmemeli ve önlerine konulan her şeyi irdelemeden kabul etme kolaycılığından vazgeçmeliler. Yönlerini halka /sosyal devlete dönmelidir. Bu öz etrafında örgütlenilmeli, var olan örgütlerinin bu öze kavuşması sağlanmalıdır. Bu öze sahip örgütlerle ulusal ve uluslararası dayanışmaya girilmeli, sağlık çalışanları arasında geniş bir dayanışma inşa edilmelidir. Sektörün tümünün (teknoloji üretimi/ilaç üretimi/ hizmet üretimi) kamulaştırılması için ve emperyalizme karşı mücadele için birlik olunmalıdır.

 

Prof. Dr. Recep Akdur