Geri Dönüş    

A.Ü. Tıp Fakültesi
Prof.Dr. Recep Akdur, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Halk Sağlığı
 12. Ulusal Halk Sağlığı nedeniyle, Medi Magazin'den Mete Generaloğlu'nun  benimle yapmış olduğu  Atatürkü'ün Sağlığa Bakışı konulu mülakatın metnini, bazı küçük ve maddi düzeltmeler yaparak aşağıya koydum
   

Prof. Dr. Akdur: Atatürk’ün 1920’lerde söylediklerini BM  ancak 1970’lerde söyledi.

 

Prof. Dr. Akdur: Atatürk’ün sağlık  hizmetlerine ilişkin ilkelerini terk etme çabaları 1950’lerde başladı, 1980’lerden sonraki hükümetlerce başarıldı

 

Mete Generaloğlu

 

Akdur: “Genel tarihi perspektiften baktığımızda Türkiye’deki Sağlık politikası uygulamala-rının üç dönem ve başlık altında toplanabileceğini, bunlardan bir tanesinin Osmanlı dönemi, ikincisinin Cumhuriyet ve kuruluş yılları, üçüncüsünün de 1980’den sonraki yeni politik uygulamalar” olduğunu söyledi.

Osmanlı dönemine bakıldığında işin özü itibariye sağlık hizmetlerinin pek kamu hizmeti olarak algılanmamış olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akdur, “Kamu hizmeti olarak sadece Hekimbaşı’lık ve ona bağlı hekimlikler var”. Onlar da yalnızca saraya ve orduya yönelik sağlık hizmeti üretir, gözetir konumda olmuşlar. Bunların sayıları da zaten çok az olmuş. Onun dışında Anadolu Toprakları’ndaki insanlar, ara hekimlerle ve mistik bir takım uygulamalarla baş başa kalmışlar ve  sağlık sorunlarına bunlardan çare aramışlar. Hekimbaşılık teşkilatı dışında, bir takım yerlerde padişahın ve yakınlarının hayra yönelik olarak kurduğu sağlık kuruluşları varsa da bunlar da  belli büyük yerleşim merkezlerinde yer  almıştır. O nedenle de Osmanlı döneminde, Cumhuriyetin başlangıcına kadar halkın sağlığı  pek iyi olmamıştır. Tüberküloz, sıtma, trahom, diğer bütün bulaşıcı hastalıklar çok yaygın olmuş ve insanlar çok erken yaşta yaşamlarını kaybetmiştir” dedi.

 

Kurtuluş savaşı ve kuruluş döneminin, gerek ulus anlamında, gerekse devlet anlamında Atatürk’ün yaşamın her alanını, birebir belirlediği bir dönem olduğunu, o dönem ayrıntılı bir şekilde incelenir ise, sağlık alanında da aynı durumun söz konusu olduğunu söyleyen Akdur, “Sağlık felsefesinin, sağlık politikasının doğrudan doğruya Atatürk tarafından belirlendiği, onun kılavuzluğunda ve direktiflerinde yürütüldüğü çok açık bir biçimde anlaşılıyor”. “Özellikle Nutuk’u ve 1931’de Afet İnan tarafından kaleme alınan ama özünde Atatürk’ün el yazmalarına dayanan Yurttaşlık Bilgileri kitaplarını okuduğumuz zaman bunu çok net görüyor ve anlıyoruz” dedi.

 

Kuruluş yıllarındaki Sağlık politikası, tamamen Atatürk tarafından belirlenmiş olduğunu. ifade eden Prof. Dr. Recep Akdur, “bilindiği gibi, Cumhuriyetin temel ilkeleri, Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kongresi’nde okunmuş olan ve 6 gün süren Nutuk’ta Atatürk tarafından dile getirilmiştir. Bu ilk konuşmada, 4 ilke dile getirilmiş ve hemen arkasından Cumhuriyet Halk Partisi 3. kurultayındaki konuşmada buna iki ilke daha ilave edilerek bu gün 6 ok diye bildiğimiz ilkeler ortaya çıkmıştır. Bu ilkeler daha sonra Anayasaya girerek Cumhuriyetin Temel İlkeleri haline gelmiştir.Sağlık politikası da bu ilkeler doğrultusunda Atatürk tarafından belirlenmiştir. Çok özet ifade etmek gerekirse Atatürk’ün sağlığa bakışı, sağlık politikası ulusçuluk ve halkçılık yönündedir.

 Akdur “Atatürk’ün ulusun sağlığına çok büyük bir önem verdiğini ve sağlık meselesini, milli bir mesele olarak gördüğünü” belirterek; Atatürk bu düşüncesini “yurttaşlarımızın sağlığı her şeyden önce milli bir meseledir, çünkü ülkenin huzuru, ilerleyebilmesi ve üretebilmesi, yurttaşlarımızın sağlıklı olmasına bağlıdır’ cümlesi ile özetlemiştir” şeklinde konuştu.

 

Atatürk’ün sağlıkla ilgili görüşlerini çeşitli toplantılar, tıp kongreleri, Kızılay’ın kongreleri gibi ortamlarda ve özellikle meclisin açılış konuşmalarında sıklıkla dile getirdiğini kaydeden  Akdur, Atatürk’ün bu söylevlerinde ‘sağlık gibi, eğitim gibi bazı büyük işler vardır. Devlet bu işleri kişilere ve şirketlere bırakamaz’ görüşünü defalarca tekrarladığını hatırlatarak, “

 

Etimesgut’taki Numune Hıfzıssıhha Merkezi bu günkü adıyla sağlık merkezi bizzat Atatürk’ün emriyle kurulmuştur. O zamanlar dünyaya örnek. Oraya giderek ziyaretlerde bulunmuş, başhekim Dr. Cemalettin Or ile istişarede bulunarak gelişmeleri ve ihtiyaçları  bizzat öğrenmiştir. Aynı şekilde, Ankara’da bir tıp fakültesi kurulması emrini vermiştir. Yabancı bir devlet erkanı geldiğinde de programa mutlaka sağlık kuruluşlarını ziyareti eklemiştir. Gelişmeleri 1938’de vefatına kadar bizzat kendisi Özetle Atatürk’ün en önemli ülkülerinden birisinin Türkiye’de tolumun sağlık düzeyini yükseltmek ve bunu da devlet eliyle ulusçuluk, halkçılık ilkesiyle yapmak olduğunu söyleyebiliriz.

 

Atatürk'ün dile getirdiği görüşlerin uzun yıllar sonra Dünya Sağlık Örgütü'nün bildirilerine girdiğini, Atatürk’ün büyük önem verdiği çevrecilik konusunun ise ancak 1950'lerden sonra gündeme gelmeye başladığını ifade eden Prof. Dr. Recep Akdur, “Günümüzde zaman Atatürk’ün gerek sağlık alanındaki gerekse başka alanlardaki görüşlerinin 1920’lerde kaldığı ve zamanını doldurdu gibi bazı şeyler söyleniyor. Ancak Atatürk’ün sağlık alanındaki görüşleri,  uygulamaları, ilkeleri öylesine çağdaş ki. Söylediği, “yurttaşlarımızın kendisine yüklenen görevleri yerine getirebilmesi, günlük çalışmalarını sürdürebilmesi ve  sürekli üretimde bulunabilmesi için” sözü 1977 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün genel kurulunda kabul edilen ‘2000 yılına kadar herkese sağlık gerekçesinin birebir aynıdır. Bakın aradan 50 yıla yakın zaman geçtiği halde hala geçerli bir söz. Hem de Dünya Sağlık Örgütü tarafından,  ilke edinilen bir söz“ dedi.

 

Atatürk’ün 1920’lerdeki konuşmalarında söz ettiği çevre sağlığı konusunun Birleşmiş milletçe ancak 1970’lerden sonra gündemine aldığını ifade eden Prof. Dr. Akdur, “Bu gün artık Birleşmiş Milletlerde görevli bazı kişiler, şunu ifade etmeye başladılar. Halkın sağlığı tekellere bırakılamaz, şirketlere bırakılamaz. Ulu önder bunu 1920’lerde  söylemişti. Başka bir şey daha var. ‘Türke ev olan her yer çok temiz olacak, çok sağlıklı olacak...’ sözü. 1970’lerden sonra çevre sağlığına önem verilmeye başlandı. O tarihlere kadar Birleşmiş Milletlerin gündeminde çevre sağlığı diye bir konu yoktu. Atatürk bunu 1920’lerde söylemişti” diye konuştu.

 

Prof. Dr. Recep Akdur, 1920’de çalışmaya başlayan Meclisin daha ilan edilmeden Cumhuriyeti adım adım kurduğunu, ilkelerini birer birer hayata geçirmeye başladığını sözlerine ekleyerek, “Bunlardan bir tanesi de 3 Numaralı Kanun, Türkiye Büyük Millet meclisi hükümetinin kuruluş kanunu. Bu arada onun içerisinde Sağlık Bakanlığı’nın kuruluş da var. Ulu önder ve arkadaşlarının ileri görüşlülüğüne bakın ki, o tarihte dünyada sağlık işlerinin ayrı bir bakanlıkla yürütüldüğü ülke sayısı üçü beşi geçmez. Özellikle bizim yakın komşularımızda, orta doğu, uzak doğu hiçbir ülkede yok. Bu gün bakın aradan 88 yıl geçmiş, Sağlık Bakanlığı olmayan ülke yok” şeklinde konuştu.

 

1950’li yıllardan sonra, Atatürk ilkelerinin, sağlık ve diğer alanlarda terk edilme çabalarının başladığını sözlerine ekleyen Akdur, “Ulu önderin ilkeleri 1950’lerde terk edilmeye başlanılmış. O dönemin iktidar partisi başka alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da Cumhuriyetçi İlkeleri terk etme çabaları içerisinde olmuş. Ancak bu çabalar 1980’de sonuç verebilmiş. 1950’den 1980 yılına kadar olan dönemi Cumhuriyetçi İlkelerden, kamucu sağlık politikalarından, halkçı sağlık politikalarından ulusçu sağlık politikalarından geriye dönüş yada vazgeçiş için çalışma ve geçiş dönemi diyebiliriz. 1980’den 2000’li yıllara kadar gelen bütün hükümetler ağızlarında bir sağlık reformu lafı dolaştırmışlar. Özetle sağlık alanı bir  politik çekişme haline getirilmiştir. Nihayet 2003 yılından sonra, 59 ve 60’ıncı Hükümet Sağlıkta Dönüşüm programı ile bu yeni liberal görüşü sağlık sektörüne bütün unsurlarıyla sokmayı başaran, bu manada başarılı olan bir hükümet olmuştur. Artık sağlık kişisel bir sorumluluk haline getirilmiştir. Kurulacak sağlık kentleri aracılığıyla tamamen uluslar arası sermayenin etkisine açılacak,   uluslararası kartellerin sömürüsüne açık  hale getirilecektir”  diye konuştu.

 

Günümüzde sağlık alanının politik bir çekişme sahası haline getirildiğini ifade eden Prof. Dr. Akdur, “Cumhuriyetten günümüze toplumumuzun sağlık düzeyini ileri ülkeler düzeyine eşitleyemememizin temel nedeni; cumhuriyet ilkelerinden  vazgeçiş, cumhuriyetin koyduğu sağlık politikasından kaçış ve sağlık sektörünü bir politik çekişme alanı, ikircikli bir alan haline getirmemizdir. Hep ‘Türkiye’nin geliri az, fakir bir ülke, kaynakları az. Onun içinde sağlık hizmetlerinde, toplumun sağlık düzeyinde biraz geri olmamız doğaldır’ edebiyatı yapılıyor. Hiçte öyle değil. Bu gün dünyada çevre sağlığı koşulları, ekonomik geliri ve kültürel düzeyi anlamında bizden çok geri olan, ancak sağlık düzeyi bizden çok iyi olan ülkeler var. Belirleyici olan sağlık iyi bir sağlık politikası, iyi bir sağlık yönetimi. İyi yönetilen bir sağlık sektörü bu ağır koşullara rağmen gelişmiş ülkeler  seviyesinde bir toplum sağlığı düzeyi sağlayabilir” şeklinde konuştu.